
Dün gece sabaha kadar hiç uyumadım. camdan güneşin doğuşunu izledim. hayallerimi tazeledim. bir de siyah bir kelebeğin cama çarpa çarpa camın diğer tarafına geçme sevdasını. altı buçuğu geçerken içim geçmiş.yapacağım şuydu. herşeyi düşünmüştüm. sabah olacaktı ve ben babamla,onun suyuna gide gide konuşacaktım. uyanmasına 2saat kala prova yaptım kendimce. her sözüm,her kelimem hazırdı. kahvaltıda anlatacaktım beni neyin mutlu edeceğini.
uyandı. o uyanınca benim de içimdeki korku devi uyandı. ellerimin zangır zangır titrediğini biliyorum. bir insan neden korkutur evlatlarını bu kadar yada nasıl?
çayını içiyordu ve beni izliyordu arada. gözleri üstümdeydi daha doğrusu. sanırım birşeyler söyleyeceğimi belli etmiştim ki tedirgin duruşumdan anlaşılmıştı herşey. o bir parça ekmek boğazımdan gitmiyordu. ne bir yudum çay ne de başka birşey fayda etmedi bir anda. kupkuru kesildi,düğümlendi boğazım, yutamıyordum hiçbirşeyi. O an,aklımda ne varsa saniye içinde silindiğini farkettim hafızamdan. sadece korku dolu gözlerle bir anını yakalamaya çalişiyordum. aslında bir nevi benim de gözlerim onun üstündeydi. birbirimizi kolluyorduk pekala. benim ağzımdan çıkacak tek kelimeye, anında beynimde patlayacak bir silah gibi tetikte bekliyordu.biliyordum kolay olmayacaktı. bağıracaktı,kişiliğime,karakterime,ruhuma,yüzüme.gözüme küfredecekti. hakaretin bini bin parasını duyacaktım. ama razıydım zaten. sabaha kadar bunun repliğini ezberletmiştim kendime. hazırdım gelecek olan her söze.
kalktı sofradan birden. sanki bir acelesi var gibi. duymaz gibi yada duyacağını bilipte gider gibi. nefret dolu baktı yalnız giderken. bir uyarıydı bu. ayağını denk al uyarısı.
kalktım bende peşinden. yüzüne söylemektense arkasından söyleyecektim herşeyi. hem daha kolay olacaktı hem de o iğrenç bakışı gözlerinde bir kez daha görmeyecektim. sonra zaten o bağırırken ben başımı öne eğecek ve zaten yumacaktım gözlerimi. hakaretlerini dinlerken kafamı yere gömecektim. cevap vermeyip aciz ve zavallıca susacaktım. söyleyemedim ama,teptim bir anda ne varsa ağzıma geri. o da lavaboya geçti.
annem ise daha çok gerildi bir anda. sanki hissetti az sonra olacakları. ne yapacağımı biliyordu çünkü. kendi yatağımda zaten yatmamıştım uyuduğum son 1saat. salonda kanepenin üstünde sızmıştım, üstüm açık kalmıştı. ve annem bütün gece düşündüğümü zaten anlamıştı.
Lavabo çıkışı hazır ol modunda beklerken ayakta,koridorda ve bekletirken kelimelerimi ağzımda,kendimden hiç ummadığım bir anda iki üç kelime birşeyler çıktığını biliyorum dudaklarımdan:
"baba ben gitmesem olur mu..lütfen?"
yüzümde acıyla patlayan bir ses duydum. .öyle şiddetliydi ki bu ses. kulağıma gelmişti muhtemelen. bir anda sustu herşey. sadece tıslayan ve bağıran sesler işittiğimi biliyorum. yüzümü kollarımın arasına sakladığımı,bağırdığım halde kendimi duyamadığımı hatırlıyorum. sırtıma vurmaya başladı sonra. öyle bir hınc ve kini vardı ki bana,öfkesini alamıyor ve ayaklarıyla da beni öldürmek istiyordu sanki. arada açtım gözlerimi. annemi gördüm. annem tutuyordu kollarını. gördüğüm şeyden birkez daha korkup kafamı gövdeme gömdüm tekrar. boş olduğum bir anında kaçarcasına ve koşar adım odama sarıldım. ağladık birlikte bağıra çağıra. herkese inat. tüm alem tüm herkes duysun istedik. sanki birini öldürüyorlar da yardıma gelsinler diye içimden geçirdiğimi ve sesim patlayana kadar bağırdığımı biliyorum. duymaya da başlamıştım ve işkence görür gibi o sesi duydukça daha çok ağlıyordum. daha çok bağırdım haykırdım hem de. hiç dinlemeden,tek kelime etmeden. bir tokat hazır da beni bekliyormuş meğerse.
odaya kimse gelmedi benden sonra ne annem ne de o!
susturamıyordum kendimi. susmaya çalişsamda içimde kendi olmak isteyen ben bağır diyordu. duysun dünya susma diyordu. yakası paçası çekiştirilmiş pijamaları bir solukta çıkardım attım.ne giyindiğime dahi bakmadan evden çıktım. annemin yüzüne de bakmadım. kına yaksın ben gidince diye, arkamda kimse yokken ve şimdi ağlarken kimse olmasın diye çıktım o hızla. gözlerim ağlamaktan kaybolmuştu. zaten bir saatlik uykunun da verdiği o şişlik,ağlamamla iyice büyümüştü. asansörün aynasında kendimi telkin etmeye çalişiyordum kendimin annesi gibi. gözlerimi sildikçe de akıyordu bir yandan. durmuyorlardı. her silişimde bir damla daha. yüzüme iki tokat attım hafifce. hoş, ağladığım bariz belliydi.
sokağın esintili havası yüzüme kaya gibi çarpınca irkildim birden. tüylerim diken diken oldu hani vücudunuz çekilir de bir silkelenme olur ya her yerimizde. sinirsel birşey sanırım. bende öyle oldum.
servis durağına doğru yürüdüm. arabaya bindim ve insanların suratıma tuhaf bakışlarını seyrederek yol aldım.bitti. ne o siyah kelebek camdan içeri girebilmek için kanatlarını ve kendini bu kadar parçaladıktan sonra içeri girdi ne de ben.